07 02 2010
uzun zamandır bu kadar güzel geçmemiştin zaman
güzel bir hafta sonuydu. yazasım geldi. cananla vaka kampına gittik bu hafta. beş gün yorucu bir tempo,ayların süregelen ders çalışmak durumu. bu hafta da kamp olunca hafta sonu gezelim dedik. cuma akşamı ders çıkışı emrah beni almaya geldi. ders erken bitince hep beraber yemeğe gidelim dedik. burgera geldik. ankaranın göbeği desem mübalağa etmiş olmayacağım kadar kalabalık bir yer, Bahçeli de vızır vızır bir caddeye zar zor bulduğumuz bir yere cananın arabasını park edip karnımızı doyurmaya gittik. biz yemeklerimizi yiyip mutlu mesut dönerken bi baktık cananın arabasının camını patlatıp emrahınçantasını çalımışlar. şok olduk. çok üzüldük,yapcak bi şey yok evlere dağıldık. ertesi gün sinemaya gtmek üzere buluştuk, aramıza ümit eklendi.sinemadan sonra yemek yedik,sonra başkabi yere geçtik, cananın eve gitmesi gerektiği için erken ayrıldı,biz başka bir yere gidip gece yarısına kadar muhabbet ettik. o yorgunlukla dün gece nasıl uyuduğumu bilmiyorum. bu sabah emrahla kahvaltı yaparken ne yapacağımızı konusuyorduk,bir de baktık ki yine aynı ekip bizim evde toplanmıi,gokarta gidiyoruz. iki tur ,o soğukta dona dona karting yaptık. çok eğlendik,ordan bi yere yemeğe gittik,sonra tabu oynayasımız geldi, tabusu olan bi cafe bulup bi tur da tabu döndürdük. sonra yine dağıldık. eve geldim,bi boş.. kendimi temizliğe verdim. akşam vakti 8 buçuktan 10 a kadar temizlik yaptım,çamaşır falan yıkadım. sonra televizyon.. artık pazar akşamları sıkıcı olmuyor tv..çok güzel hareketler, yetenek sizsiniz,şimdi de okan var. babam da otobüse bindi adanadan, sabaha inşallah burda olur. yani böyle blog,hiçbi amaç gütmeyen bu yazım, uzun zamandır yapamadığım herşeyi yaptığım ve her ne kadar bu aralar gergin ve sinirli olsam da mutlu olduğum bi hafta sonunu sana da anlatmak içindi. arkadaşlarıma sevgilime doydum, gezdim, eylendim, dinlendim, ders dışı bi şeyden ötürü yorulmanın keyfini çıkardım,uzun uzun kahvaltı yaptım...bir de ne kadar didişsek de sevgilim..sana bi kez daha aşık oldum... seni çok seviyorum ve şimdiden çok özledim..................
09 01 2010
her adımda biraz daha kısıldı ayak seslerim
bir yolculuğa çıktım bu hafta sonu. sıkılmıştım o karla karışık karanlığa alışık şehirden. yaralarımı orada bırakıp kaçarım sandım. kırgınlıklarımı unutur giderim. uzanıp giden asfaltın sessizliğini seyrettim yol boyu. otobüsün kocaman camından uzun zamandır uzanıp bakamadığım gök yüzünü doyunca. bulutların arasından arada sırada başını uzatıp aradığını bulamayıp geri saklanan güneşi izledim. yalnızlığını düşledim. ne zaman doğduğunu bilmediğim ama hep tek başına olduğunu bildiğim güneşi. o da benim kadar acı çeker miydi acaba? gönlü hep doldu sandığında ansızın boşalıverir miydi? kitap satın almıştım bir ay önce, okumaya fırsat bulamadığım sayfalarının arasında bir öyküye takıldı gönlüm. kanatlanmış bir martıyla göğe yükseldi, kokusu yitmemiş bir gülle dertleşti. yol akktı ben sandım ki gittikçe bitecek içimin sözü, bittikçe feraha erecek azab-ı ruhum. gönlümün kapısını açtığım kimselerin beni mahkum ettiği kimsesizliğini unutacak. yol bitti. bu gün bir söz işittim,kaç kişidir sana yarenlik eden? sence az değil mi? o vakit dilimden düşen rakam şimdi eridi bitti.hiç oldu. hiçliğini ben yeni mi farkettim, yoksa unutup unutup yeniden mi dirilttim? haşa yoğu var etmek bana düşmez ama var sanmayı iyi beceririm. sandığıma inanmak inandığımı unutmak...düpedüz kandırmak yani kendimi. iyi bilirim,bildiğimi de unutur her seferinde yeniden yeniden öğrenirim. kaçıncı can yakmadır bu? ne iflah olmaz bir öğretmen var içimde. evire çevire ders veren, hiç acımadan,yıllardır kazıyan. artık altında çıkacak başka boya kalmadı be hocam..yetmez mi be.. yetmez mi artık birilerini sevmemek için verdiğin dersler,yalnızlığı kabullenmek için daha kaç defter ödev yapıcam? ha yok bu senin kaderin diyosun..evet bilirim. kaçmak istedim ama olmadı. kabul, buyur al.
neyi veriyorum biliyor musunuz? ben bir yola çıktım bu hafta sonu, ucunda gönlümün son kalan güven kırıntısına ait kimsenin olduğu. güya yaralarımı biraz olsun sarmalayacağım. yol bitti, kayıpların acısını dindireceğim yere hepsini kaybetmenin acısı yüreğimde dönüyorum şimdi. evet hafifledi ,içinde tuttuğu isimleri döktü o soğuk mavi asfalta. her kilometre levhasının yanında bir başkasını. finale en büyüğü kaldı. o da gitti. şimdi pek ferah pek hafif işte. aldığı bu verdiğim bu. alış veriş tamam mı? bi de içim ısınırdı..hani sevdiklerinizin yanında olur ya, güvensizliğiniz, tedirginliğiniz kaybolur..yer yüzü size aitmiş gibi bir güvenle oturursunuz olduğunuz yere..sıcacık olur ya kalbiniz..işte onu aldı,bozuğu yokmuş..üstü kalsın dedim. cebimde yalnızlığım kaldı, o da dönüş için.
neyi veriyorum biliyor musunuz? ben bir yola çıktım bu hafta sonu, ucunda gönlümün son kalan güven kırıntısına ait kimsenin olduğu. güya yaralarımı biraz olsun sarmalayacağım. yol bitti, kayıpların acısını dindireceğim yere hepsini kaybetmenin acısı yüreğimde dönüyorum şimdi. evet hafifledi ,içinde tuttuğu isimleri döktü o soğuk mavi asfalta. her kilometre levhasının yanında bir başkasını. finale en büyüğü kaldı. o da gitti. şimdi pek ferah pek hafif işte. aldığı bu verdiğim bu. alış veriş tamam mı? bi de içim ısınırdı..hani sevdiklerinizin yanında olur ya, güvensizliğiniz, tedirginliğiniz kaybolur..yer yüzü size aitmiş gibi bir güvenle oturursunuz olduğunuz yere..sıcacık olur ya kalbiniz..işte onu aldı,bozuğu yokmuş..üstü kalsın dedim. cebimde yalnızlığım kaldı, o da dönüş için.
06 01 2010
kütüpanede bir gün
geçirdim iştw bir gün. bugün kütüpanede ööle geçti gitti. ama bugün daha iyiyim. 9 buçuktan 5 e kadar durdum. şimdi de çalışacam. hafta sonu kaçamak yapıcam :) nese blogum sevgiler, saygılar...
ps: emrahın sınavı yarın açıklanacak... merakla bekliyoruz:) inşallah 2010 bizim yılımız olur...
ps: emrahın sınavı yarın açıklanacak... merakla bekliyoruz:) inşallah 2010 bizim yılımız olur...
05 01 2010
kar yağsa
içim bi daraldı blog,bi türlü aydınlanmıyor. kar yağsa diyorum,bi aydınlansa ortalık.. ne istediğimi bilmiyorum hiç di mi..ufff...
hep aynı yerden ıssırmak dudağını
biliyorum çok manasız bir başlık. ama nedense bugün bu duruma takıldım. evde bulaşık yıkıyordum,dudağımı ıssırdım. sonra oranın şiş olduğunu ve biraz önce de ıssırdığımı farkettim. artık ikide bir dilim o minik şişliği yokluyordu. yapma dedim kendime,dikkat et dudaklarımı öne uzattım dişlerimden uzak olsunlar die. elimdeki son tabağı bulaşık sepetine çevirirken hop.. bi daha. o anda dedimki kendime hayat da tıpkı böyle geçiyor. hep aynı yerden ıssırıyor. önlem alamıyoruz sadece farkında olabiliyoruz. o da her zaman değil.
...
neyse konu değiştirelim, dün hayatımda ilk kez kuru fasülye pişirdim. et sevmem yemeğin içinde,etsiz yapayım dedim. danıştım büyük şef google'a dedim bana bi tarif ver ki içinde et olmasın, fırında olmasın(fırınım yok) zor olmasın.ta taa ''sütlü fasülye''. ismi mahallenin evde kalmış balık etli komsu kızı lakabı tadında. efendim fasülyeyi sütle pişiriyorsun soğan ,zeytin yağı ,domates(benim domatesim de yoktu annemn domates sosuyla salçayı karıştırdım) ,bi tutam şeker ilave edip pişiriyosun.ha bi de üstüne kırmızı salçalık biber olacaktı jülyen doğranmış, olamadı çünkü o da yoktu. şimdi bu ilk ya,bi de benm kuru fas,lye cinsi hakkında bi bilgim de yok.. biraz irice sanki bunlar dediğim fasülyeciklerim piştikten sonra çatalla yenecek boyuta ulaştı. kesinlikle abartmıyorum, vallahi. ben çatalla yedim kardeşim en fazla 2 tane ağzına atabilmiş. (kardeşim kocaman enine boyuna yağız bir adana delikanlısı..hani gözünüzde canlandırın die.) tadı mı? ne diyim ben zor yedim. bi de kocatencere nasıl bitcek die düşündüm. bugün öğlen yemeği için ne sipariş etsem acaba derken buz dolabını açıp tencereyi çıkardım. bi kokladım, (her şeyi koklarım yemeden önce,o kadar profesyonlleşmişim ki salatanın limonunu tuzunu koklayarak anlayabiliyorum) aaa..koku sanki şeyy gibi...tanıdık ama şey... barbunya!
efendim meğerse bu yemek soğuk yenirmiş, üstüne bir deste maydonoz doğrayıp limonu da sıktım mı kendine geldi fasülyeler... yani sanırım fasülyeler,başka bi şey de olabilirler tabii. ne bilim belki de barbunyaydılar.(annem almıştı da)
sevgilime göre benm yaptığım yemekler 2. gün yenmeli. her yemeği ertesi gün revize ettiğimi düşünürsek..haklı galiba...
...
neyse konu değiştirelim, dün hayatımda ilk kez kuru fasülye pişirdim. et sevmem yemeğin içinde,etsiz yapayım dedim. danıştım büyük şef google'a dedim bana bi tarif ver ki içinde et olmasın, fırında olmasın(fırınım yok) zor olmasın.ta taa ''sütlü fasülye''. ismi mahallenin evde kalmış balık etli komsu kızı lakabı tadında. efendim fasülyeyi sütle pişiriyorsun soğan ,zeytin yağı ,domates(benim domatesim de yoktu annemn domates sosuyla salçayı karıştırdım) ,bi tutam şeker ilave edip pişiriyosun.ha bi de üstüne kırmızı salçalık biber olacaktı jülyen doğranmış, olamadı çünkü o da yoktu. şimdi bu ilk ya,bi de benm kuru fas,lye cinsi hakkında bi bilgim de yok.. biraz irice sanki bunlar dediğim fasülyeciklerim piştikten sonra çatalla yenecek boyuta ulaştı. kesinlikle abartmıyorum, vallahi. ben çatalla yedim kardeşim en fazla 2 tane ağzına atabilmiş. (kardeşim kocaman enine boyuna yağız bir adana delikanlısı..hani gözünüzde canlandırın die.) tadı mı? ne diyim ben zor yedim. bi de kocatencere nasıl bitcek die düşündüm. bugün öğlen yemeği için ne sipariş etsem acaba derken buz dolabını açıp tencereyi çıkardım. bi kokladım, (her şeyi koklarım yemeden önce,o kadar profesyonlleşmişim ki salatanın limonunu tuzunu koklayarak anlayabiliyorum) aaa..koku sanki şeyy gibi...tanıdık ama şey... barbunya!
efendim meğerse bu yemek soğuk yenirmiş, üstüne bir deste maydonoz doğrayıp limonu da sıktım mı kendine geldi fasülyeler... yani sanırım fasülyeler,başka bi şey de olabilirler tabii. ne bilim belki de barbunyaydılar.(annem almıştı da)
sevgilime göre benm yaptığım yemekler 2. gün yenmeli. her yemeği ertesi gün revize ettiğimi düşünürsek..haklı galiba...
28 12 2009
kaç numara gözlük lazım.. bilemedim
Haftanın ilk mesai günü. Başkentte yılın son günleri. Hava kapalı. Her kes işinde gücünde. Arabalar yollardaki su birikintilerini yara yara gidiyorlar. İnsanlar montlarına kabanlarına gömülmüş yürüyorlar.. Az kalmış öğlen molasına. Derslerde öğrenciler,işyerinde çalışanlar acıkmaya başlamış. Hiç bir ilginçlik yok yani, ard arda akıp giden günlerden biri daha.
Ezan okunmaya başlar,vakit öğle. Derinden ve boğuk bir ses dağılır gökyüzüne.. Kurulmuş zaman değirmeni dömeyi bırakır o an. Başlar havaya kaldırılır. Bu gün gökyüzünü ilk defa görüyorsun değil mi? Derince bir nefes çekilir......toprak kokusu çalınır burnuna egsoz dumanlarının arasından. İncecik bir yağmur başlar. Gözlerine dolan damlalarla etrafına bakarsın ilk defa görüyormuşcasına. Tabiatın kalp atışlarını duyarsın ve orda saklanmış aşka aşikar makamı. Yeniden hayran olursun yarattığı herşeye. Kalbin doldu mu şimdi,taşıyor mu? Çatırdadığını duyarsın. İçinde bir yerlerde asırlardır yeryüzündeymişcesine tanıdık bir güven ya da hiç olmamışcasına bir yitmişlik duygusu, kalkar gelir yanıbaşına. Kuş seslerin duyarsın. Yeni mi ötmeye başladılar sence?yoksa sen mi yeni farketmektesin. Bilmediğin dillerinden dökülenlerin kalbinde dönüştüğü anlamı oku şimdi. Okuyamaz mısın? Dene bakalım.... evet.. içinde saklanan bu şey,bu ruhani,bu yüce,var oluştan yok oluşa değin süren dünya vaktinin öncesi ve sonrasını da içine alan..senin de içinde olduğun,parçası olduğun..senin parçan olan şey...hissediyorsun. kalbin incecik oldu sanki,su oldu. Cismin silindi sanki,görünmez...gözlerin bambaşka bir dünyaya açıldı bir anda,hergün gelip gittiğin bu yolda,her zaman önnde durduğun bu durakta,oturduğun bu masada.
Ezan bitti. Tüm şehir saatine baktı. Bir dakika geçmiş, geç kalınmasın diye adımlar sıklaştırıldı,herkes işine döndü. Zaman değirmeni yeniden çarketti kaldığı yerden
Ezan okunmaya başlar,vakit öğle. Derinden ve boğuk bir ses dağılır gökyüzüne.. Kurulmuş zaman değirmeni dömeyi bırakır o an. Başlar havaya kaldırılır. Bu gün gökyüzünü ilk defa görüyorsun değil mi? Derince bir nefes çekilir......toprak kokusu çalınır burnuna egsoz dumanlarının arasından. İncecik bir yağmur başlar. Gözlerine dolan damlalarla etrafına bakarsın ilk defa görüyormuşcasına. Tabiatın kalp atışlarını duyarsın ve orda saklanmış aşka aşikar makamı. Yeniden hayran olursun yarattığı herşeye. Kalbin doldu mu şimdi,taşıyor mu? Çatırdadığını duyarsın. İçinde bir yerlerde asırlardır yeryüzündeymişcesine tanıdık bir güven ya da hiç olmamışcasına bir yitmişlik duygusu, kalkar gelir yanıbaşına. Kuş seslerin duyarsın. Yeni mi ötmeye başladılar sence?yoksa sen mi yeni farketmektesin. Bilmediğin dillerinden dökülenlerin kalbinde dönüştüğü anlamı oku şimdi. Okuyamaz mısın? Dene bakalım.... evet.. içinde saklanan bu şey,bu ruhani,bu yüce,var oluştan yok oluşa değin süren dünya vaktinin öncesi ve sonrasını da içine alan..senin de içinde olduğun,parçası olduğun..senin parçan olan şey...hissediyorsun. kalbin incecik oldu sanki,su oldu. Cismin silindi sanki,görünmez...gözlerin bambaşka bir dünyaya açıldı bir anda,hergün gelip gittiğin bu yolda,her zaman önnde durduğun bu durakta,oturduğun bu masada.
Ezan bitti. Tüm şehir saatine baktı. Bir dakika geçmiş, geç kalınmasın diye adımlar sıklaştırıldı,herkes işine döndü. Zaman değirmeni yeniden çarketti kaldığı yerden
21 12 2009
GERÇEKten KOMİK
Ankara'da bir devler dairesi. Orta yaşlı bir adam merdivenleri çıkar. Karşısına çıkan geniş koridorun ortasında, sağlı sollu dizilmiş onlarca kapıya bakar. Ulan hangisiydi acaba diyerek cebinden katlanmış küçük bir kağıt çıkartır. Pardon burası neresi acaba diye telaffuz edemediği için kağıtta yazılanı,elindeki dosyalardan, orda çalıştığını düşündüğü bir kadına sorar. kadının tarifi üzere bir odanınn önüne gelir. kapıyı vurur. içeri girer, ürkek adımlarla bir masanın önünde,başını kara ciltli dosyasına gömmüş bir memur. çatal bir sesle selamün...susar..hayırlı...boğazını temizler...eyi günler efendim.
bizim bu pek mahçup beyimiz beş sene önce kaybettiği rahmetli pederinin emekli maaşını hala almaktadır.nasıl olur demeyin,olay bi on on beş sene öncesinde geçiyor.ölüm ilamını mı vermemişler ne.o zamanlar kayıt sistemi şimdiki gibi değil tabi. neyse biz hikayeye dönelim. mevzuyu anladıktan sonra memur, seni Ü... şefe götürecez der. adamın kaygılı yüzü birden aydınlanır.Şef mi?... kalkarlar şefin odasının önünde sen bekle der memur. Kapı tekrar açılır,içerden gençten bir ses gel der. gelir,elleri ceketinin önünü kavuşturarak. otur der şef,oturur bizimki pek de gençmiş diye içinden geçirerek. anlat bakalım, nedir senin şu mesele, bir de senden dinleyelim. Bizim mahçup bey rahatlamıştır, derin bir nefes alır. gözlerinde kaçamak bir gülümseme yerleşir. sesi yalnız ikisine mahsus bir mevzuu imişçesine alçalarak başlar konuşmaya. yanlış anlamayın beyim ben de şefim, der. Ü..Şef şaşırırı.Öyle mi,nerde şefsiniz? . Adam kendi dengini bulmanın verdiği rahatlıkla yırttık bu işten diye düşünürken cevaplar.Hayri Piliç Lokantasında...o böyle düşüne dursun oda çoktan toplu gülme krizine girmiştir.
bizim bu pek mahçup beyimiz beş sene önce kaybettiği rahmetli pederinin emekli maaşını hala almaktadır.nasıl olur demeyin,olay bi on on beş sene öncesinde geçiyor.ölüm ilamını mı vermemişler ne.o zamanlar kayıt sistemi şimdiki gibi değil tabi. neyse biz hikayeye dönelim. mevzuyu anladıktan sonra memur, seni Ü... şefe götürecez der. adamın kaygılı yüzü birden aydınlanır.Şef mi?... kalkarlar şefin odasının önünde sen bekle der memur. Kapı tekrar açılır,içerden gençten bir ses gel der. gelir,elleri ceketinin önünü kavuşturarak. otur der şef,oturur bizimki pek de gençmiş diye içinden geçirerek. anlat bakalım, nedir senin şu mesele, bir de senden dinleyelim. Bizim mahçup bey rahatlamıştır, derin bir nefes alır. gözlerinde kaçamak bir gülümseme yerleşir. sesi yalnız ikisine mahsus bir mevzuu imişçesine alçalarak başlar konuşmaya. yanlış anlamayın beyim ben de şefim, der. Ü..Şef şaşırırı.Öyle mi,nerde şefsiniz? . Adam kendi dengini bulmanın verdiği rahatlıkla yırttık bu işten diye düşünürken cevaplar.Hayri Piliç Lokantasında...o böyle düşüne dursun oda çoktan toplu gülme krizine girmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)